Ahmet TAŞGETİREN ile Motivasyon Semineri
| Genel Merkez - Genel Merkez Seminer |
Derneğimizin kitap okurlarına yönelik iki ayda bir düzenlediği motivasyon seminerlerinin bu sefer ki konuğu gazeteci-yazar Ahmet TAŞGETİREN Bey idi. 13 Aralık 2009 Pazar günü İKRA Derneği Bağcılar Şubesi’nde yapılan seminer saat 09.00’da verilen kahvaltı ile başladı.
Kahvaltının ardından kürsüye gelen Sayın Taşgetiren, özellikle İmam Hatip Lisesinde ve Üniversitede okuduğu yıllardan bahsetti. Tam bir okuma tutkunu olan hocamız ayrıca “doğrucu Davut” olarak ta bilinir.Bu doğrucu Davutluğu nedeni ile içinde bulunduğu bazı çevrelerden ve çalışmakta olduğu kimi gazetelerden de ayrılmak zorunda kalmıştır.2 saatlik bu seminerden aldığımız bazı notları sizlerle paylaşalım, inşallah.
Ahmet TAŞGETİREN kimdir?
1948 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya geldi. Orta halli, 10 çocuklu bir çiftçi aileye mensup. Kahramanmaraş İmam-Hatip Lisesi ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Mezunu. Öğrencilik hayatı boyunca hep başarılı bir öğrenci olmuştur. Örneğin İ.H.L’de okuduğu 21 dersten 20’si 10 olan hocanın tek bir dersi 8’dir, o da Milli Güvenlik dersi. İmam Hatipte öğrenci iken Gonca isimli okul gazetesinde ilkyazı tecrübeleri yayınlandı. Bu sayede gazeteciliğinin temelleri atılmış oldu. 1966 yılında Yüksek İslam Enstitüsü’nde okumaya başladı. Yeniden Milli Mücadele hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı derginin yazarlarından oldu. Kültür-sanat dergisi olan Pınar dergisinde şiir, hikâye ve denemeleri yayınlandı. 1975’te Bayrak gazetesinde yazarlık ve yazı işleri yönetmenliği yaptı. 1978 yılında Tercüman gazetesinde profesyonel gazetecilik hayatına başladı. 1988 yılına kadar yazı işleri kadrosunda çalıştı. İki yıl (1985-86) Türk Edebiyatı dergisi yazı işleri müdürlüğü ve Türk Edebiyatı Vakfı Müdürlüğü yaptı. 1986’da Altınoluk dergisinin kuruluş çalışmalarına katıldı. 1990-95 döneminde Zaman gazetesinde haftalık yazılar yazdı. Bilahare 95’te Zaman gazetesinden ayrılarak Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığına devam etti. On yıl bu gazetede yazdı. Şu anda Bugün gazetesinde yazı yazmakta, Altınoluk dergisinin yayın yönetmenliğini yürütmekte ve Burç Fm’de “Günün Yorumu”nu yapmaktadır. Hocamız evli ve 5 çocuk babasıdır.

Hocanın dilinden satırbaşları:
Benim zamanımda İmam Hatip dönemi bereketli ve yetiştirici idi. İslam’ın özümsenmesinde akait önemlidir. Akait ve siyer öğrencinin ruh dokusunda önemlidir. Amentü hayati özelliğe sahiptir ve amentü bilgisi ile insanın kalbinin yoğrulması gerekiyor. Siyer ise peygambere yönelik sevgiyi sağlar. İmam Hatip Lisesinde Arapça, Fransızca ve Farsça eğitimi aldım.
Bu yıllar benim için ciddi bir okuma dönemi oldu; Risale-i Nur kitapları, Seyyid Kutup ve Muhammed kutub’un kitapları ile Büyük Doğu, Diriliş ve Yeni İstiklal gibi dergileri okurdum. Daha sonraları klasikleri falanda okudum.
O dönemde Seyyid KUTUP’un kitaplarının ilk tercümelerini yapan Hacı Bekir KARLIĞA, İbrahim CÜCÜK ve Nuri PAKDİL ile kültürlü bir gençlik için örgütlenme içine girdik. O zaman ki yaşım 16-17.
Sezai KARAKOÇ ve Necip Fazıl KISAKÜREK’ten oldukça istifade etmişimdir.
Sezai KARAKOÇ, İslam’ın tasavvuf boyutu dâhil İslam kültürünü ve Batı kültürünü iyi bir şekilde anlayıp öğrendikten sonra, iç hesaplaşma da yapmış biri olarak İslam adına meydan okuyan, batıya kafa tutan biridir. Necip Fazıl ise kurulu düzenin Müslümanlar üzerindeki baskılarına karşı duruşu simgeleyen, savcıya, hâkime ve siyasi idareye de bir şeyler söylenebileceğini, gerekirse bunun için bedel ödenebileceğini gösteren biridir.

O dönemler kitap okumanın başlı başına suç sayıldığı, sadece kitap okudukları için insanların karakollara götürüldükleri ve yargılandıkları zamanlardı. Daha İmam hatip talebesi iken ben de bu uygulamalardan nasibini aldım. Bir sabah namazı çıkışı berber bir arkadaşı dükkana çağırdı. Sonra bana “Sözleri’ vererek Ahmet Hoca biraz oku dedi. (O dönemde İmam Hatip talebelerine bir nevi hoca gözüyle bakılıyordu). Ben de kitabı aldım ve okumaya başladım. O esnada dükkâna bir adam geldi ve yanımıza oturdu. Beni okumayı bitirdikten sonra, ne okuyorsunuz, dedi. Kitabı gösterdim. Sonra kimliğini gösterdi ve sivil polip olduğunu söyledi. Kalk karakola gidiyoruz, dedi. Gittik. Hakkımda dava açıldı ve yargılandık. Sonunda beraat ettim.
Öğrenci iken de çok aktif çalışmalar sergiledik. Mehmet Akif’i anma merasimleri, Çanakkale programları, Maraş’ın Kurtuluşu… Vs gibi programlar düzenlerdik. Maraş’ta, Maraşlıları ruh dünyasını besleyen, onların manevi dünyalarının inşasına etki eden hikâyeler, menkıbeler vardır. Zaten Maraş’ın temelinde bir özgürlük ruhu, karşı duruş vardır.
Örneğin, belki birçoğunuz biliyordur, ne de olsa okuyan bir derneksiniz, Fransızların Maraş’ı işgal ettiği sıralarda Ulu camide Rıdvan hoca minbere çıkar, Cuma hutbesi vermek üzere. Fransızlar ise caminin hemen yanı başında bulunan kaleye Fransız bayrağı çekmiştir. Hoca, yabancı bir bayrağın dalgalandığı yerde Cuma namazı kılınmaz der ve cuma namazını kıldırmaz. Bunun üzerine cemaat hep birlikte kaleye doğru yönelir ve Fransız bayrağını indirerek Türk bayrağını göndere çekerler ve bundan sonra Cuma namazını kılarlar. İslam bizatihi bağımsızlık demektir, Türkiye için. Yine Necip Fazıl’ın Maraşlı olmasından yansıyan bir aidiyet, bir ışık vardır.
Yüksek İslam Enstitüsünde okurken Mücadele Birliği teşkilatı ile ilişki kurdum. 3.sınıftan itibaren “Yeniden Milli Mücadele” diye haftalık bir dergi çıkarttık. Derginin adı şuradan gelmektedir: Milli mücadeleye katılanların ruh dokusuna aykırı bir sistem getirilmişti. Bizim yeni mücadelemizdeki perspektifimiz sistemi bu ruh dokusuna uygun hale getirmekti. Ölçümüz ise Ashab-ı Kiram’dı. Sahabe kardeşliği iklimini oluşturmaktı.
Mücadele Birliği’ndeki arkadaşlar olarak Sigara içmez, diğerlerinin karşısında bacak bacak üstüne atmaz, birbirimize kardeş diye hitap ederdik. Siyer, Kur’an ve Akaid okumaları yapardık. Mücadele Birliğinin genel merkezi Konya idi ve açılan her bir şubeye sancak derdik; Afyon sancağı, İstanbul sancağı vs. Bu şubelerin geliri katılanların cüzi imkanlarından oluşmaktaydı. Burs alanlar burslarını getirip veriyorlardı. Karın tokluğu içinde misyon adına, dava adına mücadele ediyorduk.
Üniversitede asla çatışmalar içine girmedik ve bu konuda hassasiyet gösteriyorduk. Kültür çalışmaları yapar, haftada bir araya gelirdik. Siyasi şuur önemli idi. Sistem kendi ölçülerine göre insan inşa etmeye çalışıyordu. Müslüman bilinç dünyası açısından ülkeyi kim yönetiyor, nasıl yönetiyor bunun farkına varmalı. Biz de bunun için çalışıyorduk.
78’lerde liderlik ayaklarından birine yönelttiğim eleştiriler ile Mücadele Birliği’nden ayrıldım. Kimseye danışmadan iş yapmaya, teşkilat içinde teşkilatlanma yapmaya başlamıştı. Zaten İnsanlarda riyaset (baş olma-liderli olma) tutkusu en son çıkan huydur.
Mücadele Birliği’nden ayrıldıktan sonra Ahmet KABAKLI Hoca vesilesi ile Tercüman gazetesinde yazı işleri kadrosunda göreve başladım. Tercüman gazetesi Türkiye ortalaması bir gazete idi.. Mücadele Birliği aynı görüşteki insanların bulunduğu homojen bir yapıya sahipti. Tercüman ise içinde farklı eğilimdeki insanların yer aldığı daha heterojen bir yapıya sahipti.

1982-83 yıllarında Türk Edebiyatı Vakfının müdürlüğünü ve aynı zamanda Türk Edebiyatı dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptım. Vakıfta her çarşamba mutad sohbet yapardık. Necip Fazıl vefat ettiğinde onun adına özel bir sayı çıkardık. O sayıda 30.000 baskı sayısı yakaladık. Ne daha önce ne de daha sonra o baskı sayısına hiç ulaşamadık. Tabi o sayıda biz de yüreğimizi ortaya koymuştuk.
1986 yılında çıkartılmaya başlanan Altınoluk dergisinde 2 sene Ahmet MARAŞLI müstear ismi ile yazdım. 1988’de tercümandan ayrılmam sonrası Altınoluk’un başına geçtim ve artık kendi
adım ile yazmaya başladım. Bu sene itibarı ile 25 seneyi doldurduk. Ayrıca çocuklara yönelik Altın Çocuk ve Aileye yönelik Şebnem dergisini de Altınoluk ile beraber çıkartıyoruz.
Altınoluk dergisi, ağırlıklı olarak “din, Müslüman, toplum” konularını ele alıyor. İlk sayının kapağı “Andını Hatırla” idi. Müslümanların meselesi. İkinci sayının kapağı ise; Kudüs Acısıydı. İslam ülkelerinin genel sorunu.

1995’ten 2005’e kadar on yıl Yeni Şafak gazetesinde yazdım. 2005 yılında, Başbakanın şu anki açılımın konusunu “Kürt sorunu” olarak tanımlamasına itiraz ettim. Çünkü bu tanım, Amerika’nın, Avrupa’nın ve genel olarak bölüp parçalamayı esas alan emperyalistlerin projelerine uyan etnik bir tanımdı. Oysa Ak Parti, bu sorunun çözümünde sisteme sunacağı bir imkâna sahiptir. Bu sorunu CHP çözemez, MHP çözemez, DTP de çözemez. Çünkü onlar meseleye zaten bu sorunun nedeni olan etnik bir gözle bakıyorlar. Ben, sistemin yaptığı etnik uygulamalara karşı çıkmış biri olarak, sisteme defalarca bu konuda eleştiriler yöneltmiş biri olarak, Başbakan’ın yaptığı bu tanımlamaya da karşı çıktım. Çünkü bizi bir arada tutan Türk ya da Kürt olmamız değildir. Türklüğü ya da Kürtlüğü öne çıkararak bu sorunu çözemeyiz. Bu sorun ancak bizi bir arada tutan ortak zeminde çözülür. İşte ben, sorunun çözümünü yanlış zeminde, etnik zeminde aranmasına karşı çıktım. Ancak bu konuyu ele alan yazıma müdahale edildi ve yayınlanmadı. Ben de yazıma müdahale edilmeden yayınlanıncaya kadar bir daha yazmayacağımı söyledim. Bu şekilde Yeni Şafak’tan ayrıldım. Gerçi Başbakan da bundan sonra bu meseleyi bir daha bu şekilde tanımlamadı. Etnik sorunlar ümmet bilincini parçalamak için ortaya çıkarılmışlardır. Bunların çözümü için iman beraberliği göz ardı edilmemelidir. Ancak sistem içinde bu çözüm ifade edilemiyor. Türkiye olarak kıvranıyoruz, doğruyu söyleyemiyoruz bu hususta.
Ahmet Taşgetiren Hocamızın konuşmasının ardından, soru cevap faslına geçildi. İşte bu soru ve cevaplardan bir demet:
Soru: Sizin Mücadele Birliği’nden ayrılmanıza neden olan liderlik ve istişare meselesi aslında bu tür çalışmalarda görülen genel bir sorun. Siz bu konuda lidere ve etrafındakilere neler tavsiye ediyorsunuz?
Cevap: Son söz mümkün olduğu kadar ortak düşünceyi ifade etmeli. İstişare ortamları alabildiğince özgür olmalı ve istişare edilen kişilerde fikirlerini açıklayabilecek özgüvene sahip olmalı, doğru bildiğini söylemeli, söyleyebilmeli. Lider rahmetin ve doğrunun istişarede olduğuna inanmalı. Vereceği yanlış bir kararın bir yığın maddi imkan, emek ve zamanın boşa gitmek demek olduğunun bilincinde olmalı. Böyle bir vebali üzerine almaktan kaçınmalı. Allah’a karşı hesap vereceğimizi unutmamalı ve yanlış düğmemeye basmama hassasiyetini taşımalı lider insan.
Soru: Cemaatler arasında ilişkiler nasıl olmalı?
Cevap: Cemaatlere bakışımız şu şekilde olmalı: Birlik projesi, muhabbet projesi, dua ilişkisi.
Cemaat içinde hizmet edebilmek için bir cemaat tutkusuna da sahip olmak gerekiyor. Çünkü tutkusuz, heyecansız bir şey olmuyor. Bir yerde olmaktan heyecan duymuyorsanız, orada bir şey üretemezsiniz. Ancak bu tutku hizmet tutkusu olmalı. Başka cemaatlere karşı da muhabbet içinde olunmalı ve onlar için dua edilmeli. Ya Rabbi! Onların senin için olan çalışmalarında bereket ihsan eyle, diye onların gıyabında dua etmeliyiz. Bizler kardeşlerimizin günahına düşman olmalıyız, hizmetlerine değil. Kardeşlik hukukunu biçen bir tavır içinde olunmamalı.
Soru: Ak Parti 7 senedir iktidar. Bazı sorunların çözümü için bu süre zarfında bekledik. Mesela başörtüsü meselesi. Sizce bunlar çözülecek mi, ne zaman çözülür?
Cevap: Türkiye zor bir ülke. Siyasi iktidar olmak ülkeyi yönetmeye ve sorunları çözmeye yetmiyor. Yargı ve bürokrasi de iktidar odağı olarak ortaya çıkıyor. Ben şu anki iktidarın bu meseleleri çözmek istediğine inanıyorum. Ama biliyorsunuz Ak Parti laikliğe aykırı eylemler içinde olduğu gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi tarafından cezalandırılmış bir parti. Bir oy farklı kapatılmadı. Maalesef sistem içinde sorunların doğru çözüm yolları dile getirilemiyor. Hatta ben bu konuda “CHP ve Askere Çağrı” başlığını taşıyan ironik bir yazı kaleme aldım. Onlara sistem içinde Ak Parti’nin başörtüsü meselesini çözemediğini, bu konuyu gündeme getirmediğini söyledim ve bari CHP ve asker olarak siz çözün dedim.
Ben bu sorunların çözüleceğine inanıyorum. Ama bunun için daha bir süre beklemek gerekeceğini düşünüyorum.
NOT: Tüm Müslümanların Taşgetiren hocamız gibi ta öğrencilik yıllarından aktif bir hayat yaşaması dileği ile…
Bir sonraki motivasyon hocası konuğumuz Rize Eski Belediye Başkanı ve Eski Milletvekili Şevki YILMAZ. Motivasyona katılabilmek için İKRA kitap okuru olmanız gerekir(En az 2.seviye).

0 (212) 222 61 19
0 (507) 452 18 75
0 (212) 462 84 27
0 (212) 433 30 06
0 (507) 344 99 30

