Abdurrahman DİLİPAK ile Motivasyon Semineri
| Genel Merkez - Genel Merkez Seminer |
Kahvaltının ardından Yayın Kurulu Başkanımız Mehmet ÇELİK Bey, Dilipak hakkında kısa bilgiler verdi ve ardından kürsüye Sayın Dilipak çıktı. Abdurrahman DİLİPAK, soyadı gibi kendisini açık ve net ifade ediyor, yani dili pak.
Küçüklüğünden beri okumaya çok düşkün olan Sayın Dilipak’ın bu halini “okuma tutkunu” kelimeleri bile ifade etmeye yeterli olmuyor. Kendi deyimi ile ev eşyaları 1 kamyon ile taşınıyorsa, kitapları 3 kamyon ile ancak taşınıyor.
İki saatlik bu seminerden aldığımız bazı notları sizlerle paylaşalım, inşallah.
1949 Adana Düziçine bağlı Haruniye’de (daha önce Adana’ya bağlı iken bu gün Osmaniye’ye bağlı bir ilçe ve yeni adı: Düziçi) doğdu. 3-4 yaşlarında anne ve babası ayrıldığı için babasız, 12 yaşında ise annesini kaybettiği için annesiz büyümek durumunda kalmış. Evli ve ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk babası. Anadolu’da İslam’ı ilk kabul eden Fettahoğlu aşiretine mensup. Anne tarafından ise Seyyidhanoğlu aşiretine mensup.

72-93 yıllarında Milli Gazete’de, sonraları ise Akit, Selam, Yeni Şafak, Görüş (Almanya’da basılan) gibi gazetelerde; Seriyye, Cuma gibi farklı dergilerde yazmış. Ayrıca Kanal 7, Kanal 6, Kanal D ve Ntv gibi bazı TV kanallarında programlar yapmış. Halen Yeni Akit gazetesinde yazıyor. 65 civarında basılmış kitabı var ve 5000’in üzerinde konferans vermiş
5 yaşlarında Kuran okumayı öğrenir. 7 yaşlarında ise daktilo kullanmayı öğrenir. O döneme göre ayrıcalık sayılacak daktilo kullanmasını yedi yaşında öğrenmesinin sebebi, 1950’li yıllarda bütün Türkiye’de İslamî meselelerden dolayı Müslümanların davasına bakan üç avukattan biri olan Av. Ali Haydar Aksay’ın yeğeni olmasıdır. Dilipak yine aynı sebeple daha o yaşlarda, sağcılığı, solculuğu, komünizmi ve İslami meseleleri bilir. Çünkü dayısı Ali Haydar Aksay’ın evinde Türkiye’nin değişik yerlerinden gelen insanlarla bu meseleler konuşulur.

Dilipak’ın yedi yaşındaki lakabı “Şen Demokrat”tır. Sebebi ise o zamanlarda yayınlanan ve dayısının da abone olduğu “Demokrat” gazetesini her gün bir buçuk saatlik mesafeden alıp getirmesi, köye geldiğinde de köy kahvesinde masanın üzerine çıkıp spotları köylülere okumasıdır. Okuma bittikten sonra kahvedekiler “bu kadar okuma yeter, hadi biraz da bizi neşelendir” deyince “şen ola düğün şen ola” türküsünü söyleyerek oyun oynar.
İlkokula 5 yaşında başlar. Sokakta oynarken, boyu uzun olduğu için okula götürürler. 10 yaşında ilkokulu bitirdiğinde henüz nüfus kâğıdının olmadığı ortaya çıkar. Daha o yaşlarda iken köy enstitülerini komünist yuvası olarak düşünür ve İmam Hatip Lisesine gitmeye karar verir. 5 senelik İHL’yi 7 senede bitirir. Çünkü sürekli derslerden kaçmaktadır. Okuldan kaçmak konusunda iki kuralı vardır: 1- Allah’a hesabını veremeyeceği bir şey yapmamak, 2- Dersten kaçınca daha hayırlı bir iş yapmak. Mesela 1 saatlik derste göreceği dersten daha fazla kitap okumak gibi.

O yıllarda İHL’de siyer dersinde Osman KESKİOĞLU’nun Hz.Muhammed (sav)’in Hayatı isimli kitabı okutulmaktadır. İHL 4. sınıfta iken annesini kaybeder ve o duygu atmosferinde bir gün kitabı eline alır ve daha kitabın ortalarına gelindiğini görür. Aklına, ben bir Müslüman olarak 4 senede ancak peygamberimizin hayatı ile ilgili bir kitabın yarısını okumuşum diyerek hayıflanır ve o sene itikafa girer. Bir ay boyunca itikâfta Kur’an’ın mealini, Riyazüs-Salihin ve birçok kitabın tamamını bitirir.
Dilipak bu konudaki bir diğer hatırasını ise şu şekilde anlatıyor: Fehmi GEMUHLUOĞLU’ndan bir tavsiye aldım: Adam olmak istiyorsan üniversitede 4 yılda okuyacağın kitapları bir sönmestirde oku, sonra onları çöpe at. Geri kalan 3,5 yılda kendi medeniyetine dair kitapları oku. Ben de öyle yaptım. Bizim sorunumuz şu: Mimar hafızlık bilmiyor; hafız mimarlık bilmiyor. Veya Doktor Kur’an okumayı bilmiyor, hafız ise tıptan, doktorluktan anlamıyor.
11 yaşında mahalli gazetede şiirleri yayınlanır. 14 yaşında ise ulusal basında, Yeni İstanbul gazetesinde ilk yazısı yayınlanır. 15 yaşında iken “Düziçinde Kasırga” isimli bir gazete çıkarır. Bu gazete büyük bir kontraplak üzerine yazılan yazılardan oluşan seyyar bir gazetedir. Gazete bir yere götürüldüğünde “Kasırga gazetesi mahallemize gelmiştir” şeklinde ilan edilir. Ayrıca Cuma günlerinde caminin önüne götürüldüğünde bir de eki olur.
15-16 yaşlarında İncil ve Tevrat’ı da okur ve o yaşlarda papazlarla tartışmaya girer.
16-17 yaşlarında Düziçi Milliyetçi Gençler Derneğini kurar, ama yaşının küçük olmasından (18 yaş altında olmasından) dolayı jandarmadan gelen bir yazı ile dernekten çıkarılması istenir. Aynı şekilde yaş küçüklüğünden dolayı çıkartmış olduğu gazetede yasaklanır ve jandarma marifetiyle toplatılır.
Dilipak hayata ve olaylara farklı bir açıdan bakmaya çalışır. İmam Hatip Lisesini bitirince bir müddet hangi okula gideceğini düşünür. Sonra Güzel Sanatlar Akademisi’ne gitmeye karar verir. Çünkü orası kendisi gibi düşünmeyenlerin en yoğun şekilde bulunduğu yerdir. Orada resmi ve heykeltıraşlığı öğrenecek, ancak Müslüman kalacaktır. Orada bulunacak ve laik olmadığını söyleyecektir. Bu amaçla bir müddet resim dersleri alır. İki kademeli sınavın birincisini kazanır, ancak ikincisinde kendisini elerler. Bunun üzerine İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arap ve Fars Filolojisine girer ve burada iki yıl okuduktan sonra İstanbul Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik Halkla İlişkiler Yüksek Okuluna kaydolur ve 1980’de bu okuldan mezun olur.
Dilipak üniversite yıllarında da oldukça yoğundur. Siyasi, sanatsal ve kültürel faaliyetlerini yoğun ve hızlı bir şekilde sürdürür. Bir taraftan yayın evi kurup kitap yayımlarlarken, diğer taraftan oluşturdukları sinema kulübü ile sinema eleştirileri ve film çekimleri yaparlar. Film çekme konusunda yeterli bir alt yapıya sahip olmadıklarından, bir sahneyi nasıl çekeceklerini öğrenmek için bazen defalarca sinemada aynı filmi izlerler.
Dilipak’ın bir diğer yönü de sporcu kişiliğidir. Öğrencilik yıllarından beri yaptığı judo’da antrenörlük belgesi de alır. Bu dönemde Konya’da Erbakan Hoca’nın da katıldığı bir program olur. Programda, Dilipak’ın bir diğer dayısı olan Hasan Aksay, Dilipak’ı Erbakan’a tanıtır ve yeğeninin aynı zamanda judo antrenörü olduğunu söyler. Afyon’dan gelen bir heyet ise tam da onun gibi birine ihtiyacı olduklarını söyleyerek Dilipak’ın Afyon’a gelmesini isterler. Erbakan Hocanın da direktifiyle Dilipak Afyon’a “tayin” edilir. Afyon’da İl Spor Müdürlüğü’nün tahsis ettiği bir salonda judo antremanlarına başlarlar. Ancak Dilipak’ın antremanlardan önce dua yaptırması, “yaaa” yerine “hayyy” diye nara attırmasından dolayı, “irtica” gerekçesiyle görevine son verilir ve yerine bir subay atanır.
Diğer taraftan sayın Dilipak günümüzde aldığı şekliyle futbola hiç sıcak bakmıyor. Bu konuda şöyle diyor: Futbol bir mikrofaşizimdir. Kendini üstün görme, yenileni küçük görme anlayışı hâkim. Hayatımda iki kere futbol maçına gittim. Birincisinde daha maç başlamadan her iki tarafın birbirilerine yaptığı çirkin tezahüratlardan dolayı stadı terk ettim. Diğerinde ise oğlumla, onun yoğun isteği üzerine bir maça gittik. Sahaya bir baktım 11 kişi zıplıyor. Bir de arkama baktım 11 bin kişi zıplıyor. Oğluma dedim ki; sahada 11 kişi hopluyor, seyirci bölümünde ise 11 bin kişi hopluyor, arkaya dönde bunları izleyelim, daha zevkli…J
Dilipak iyi bir gazeteciliği ise peygamber varisliği olarak görüyor. Zira peygamberler Hak’kın elçileridir ve hakikatleri bildirirler. Gazeteciler de hakikatleri ve gerçekleri bildirerek insanları aydınlatırlar. Dilipak şöyle diyor: Veresetü’l- Enbiya diye bir kavram vardır. Yani âlimlerin peygamberlerin varisi olması. Bence gazetecilik mesleği de tam bir peygamber varisliğidir. İyi bir gazeteci peygamber varisidir. Kötü bir gazeteci ise entellektüel bir fahişedir.
Dilipak’ın bir diğer ilginç yönü hakkında yüzlerce yıl hapis istemiyle dava açılmış olmasına rağmen şimdiye kadar hiç mahkûmiyet almamış olmasıdır. Şöyle diyor: Birçok davam var, ama hiçbir zaman hapse girmedim. Neyine güveniyorsun diyorlar, ben “Hasbünallahu ve ni’mel vekil ve ni’mel Mevla ve Ni’men nasir” diyorum. İşin sırrı burada.
Hz. Ali’ye sorarlar; o kadar savaşa katıldın, ölümden hiç mi korkmadın? Cevap müthiş; Ecelim ömrümün kefilidir. Cihad edenler ölümsüz olur. Ölümden korkuyorum ki şehit olmak istiyorum.
Dilipak Kur’an’ın bir yaşama kılavuzu gibi okunmasını istiyor ve Kur’an’ın Allah ile kul arasındaki bir ahit olduğunu hatırlatıyor: Kur’an yaşama biçimi, kılavuzdur. Hatim edince tarih ve imza atarım. Allah (cc) ile biz sözleşme yapmış gibi; “okudum, anladım, itaat ettim” anlamında.
Dilipak, insanın zamanını çok iyi programlaması gerektiğine vurgu yapıyor ve haftalık bir program sunuyor. İnsan haftanın;
Bir gününü kendisini geliştirmeye
Bir gününü başkalarına yardım etmeye
Bir gününü iktisadi açıdan geliştirmek için bu amaçla kurulmuş oluşumlarda bulunmaya
Bir gününü sıla-i rahime
İki gününü de ailesine ve çocuklarına tahsis etmelidir.
İKRA gibi dernekler ilk üç maddedeki gelişimimiz için çok büyük önem arz etmektedir.
Sayın Dilipak, İKRA Derneği olarak, başkalarının tecrübelerinden yararlanmak, onların yaşadıklarından ders ve ibretler almak için yaptığımız motivasyon seminerlerinin de çok önemli olduğunu ifade ederek şunları söyledi.
Kur’an “Sizden öncekilerin başına gelenlerin sizin başınıza gelmeyeceğini mi sanıyorsunuz?” diyor. Bu yüzden okuyan insanlar olarak sizlerin, sizden öncekileri bilmesi gerekiyor. Bu şekilde hem onların hayat tecrübelerinden yararlanırsınız ki, bu sizi felaketlerden korur, ayrıca sizlere yol gösterici olur. Bu şekilde hem zaman maliyetiniz azalır, hem akıl maliyetiniz azalır, hem de sosyal maliyetiniz azalır, geçmişten ders alarak.
Herkesi dinleyin. Eskiden “Pentname”ler vardı. Öğüt kitapları. “Eyyuhel veled” diye başlayan. Bunlar birer tarihçe-i hayattır, yaşadığımız zamana ilişkin ipuçları taşır.
Dilipak gibi dolu dolu ve aktif bir hayat dileği ile…!

NOT: Motivasyon seminerlerimize katılabilmeniz için ya herhangi bir şubemizde görevli olmanız ya da İKRA kitap okuma programında en az 2. sınıfa geçmiş olmanız gerekir.
0 (212) 222 61 19
0 (507) 452 18 75
0 (212) 462 84 27
0 (212) 433 30 06
0 (507) 344 99 30

