Arama
GÜNÜN ÖZLÜ SÖZÜ
Başarının dört şartı; bilmek, istemek, cesaret etmek ve susmaktır.
REKLAMLAR

Baskı Evi

alt0 (212) 222 61 19


Hamza Subaşı

alt0 (507) 452 18 75


Gökçe Kuyumculuk

alt0 (212) 462 84 27


Uluç Büfe

alt0 (212) 433 30 06

Gökçe Halı ve Koltuk Yıkama

alt0 (507) 344 99 30

Ciğerci Basri

altwww.cigercibasri.com


AŞİYAN

altwww.asiyancafe.com




ÜYE GİRİŞİ
Hoş Geldiniz



PostHeaderIcon MUHAMMED HAMİDULLAH (1908-2002)

I. Hayatı

19 şubat 1908 (16 Muharrem 1326)’de Haydarabad Nizamlığında dünyaya gelmiştir. Ailesi köklü ilmî geleneğe sahiptir. ilk bilgilerini ailesinden aldı Osmaniye Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamladı. Daha sonra aynı Üniversitenin Hukuk fakültesinde Devletler hukuku alanında Yüksek lisans yaptı. ilk doktorasını (1933–1935) Almanya’da Devletler Hukuku alanında yapmıştır. Doktora çalışmaları esnasında San’a, Mekke, Medine, Beyrut, Şam ve Kahire kütüphanelerinde araştırmalar yaptı. 1932 yılında İstanbul’a giderek orada da çalışmalar yapmıştır. İkinci doktorasını ise Paris’te Sorbon Üniversitesi’nde “Hz. Peygamber ve Dört Halife Döneminde İslam Diplomasisi” üzerine yaptı. Bu çalışma esnasında Avrupa ve Afrika’daki kütüphanelerin yazma eserlerini inceledi. 1936–1946 yılları arasında ülkesinde Osmaniye Üniversitesinde İslam Hukuku ve Devletler Hukuku Profesörü olarak görev yaptı. Ülkesinin işgal edilmesiyle 1946–1996 yılları arasında Fransa’da vatansız bir kişi kimliğiyle yaşamını sürdürdü. Ama batıda küfür diyarında İslam‘ ın şehidi oldu. 1996’da hastalığı ağırlaşınca yeğeni (abisinin kızı) Sedide Ahmed onu Amerika’da yanına almıştır. 17Aralık 2002 (12 şevval 1423)’ye yani ölünceye kadar da burada kalmıştır.

II. ilmi şahsiyeti

Hamidullah hoca, âlim, arif, zahid, nazik, dindar bir kişiliğe sahipti. Sahabe yaşamı gibi bir yaşam sürmüştür. Çok sade yaşayan israf ve lüksten kaçınan birisidir. Kazandığı paradan yiyecek, içecek ve zorunlu ihtiyaçları kadar ayırdıktan sonra geriye kalanını ya kitaba vermiş ya da öğrencilere dağıtmıştır. Yabancıların ifadesiyle “kütüphane köstebeği,” bilge bir insandı. Hristiyanların ifadesiyle o bir “aziz”di. Hatta ziyaretine gidip de onu bulamayanlar komşusu olan Hristiyan kadına sorduklarında “Ha şu aziz’i mi soruyorsunuz” diye cevap verirmiş. Hayatını ilme adamış bir şahsiyetti. Hayatı boyunca pek çok diplomaya sahip olmuştu. Ama kendi ifadesiyle hayatının en kıymetli diplomasını Medine’de almıştır: Mescid-i Nebevî’nin imamı Hasan b. İbrahim eş-şair’in huzurunda Kur' an-ı Kerim’i baştan sona kadar okuyarak aldığı icazetname kendisi için en önemli diplomadır. Çünkü bu icazetnamede hocaların silsilesi Peygamberimize kadar belirtilmiştir. İlköğrenim yıllarında izcilik faaliyetleri içerisinde bulunmuştur. Kendi ifadesiyle siyer çalışmalarında harita, kroki ve arazi tespitinde küçükken izci olmanın büyük faydalarını görmüştür. Hatta 100 millik bir bölgenin haritasını yapmış ve bu çalışmasıyla ödül almıştır. Muhammed Hamidullah Arapça, Urduca, Fransızca, Almanca ve İngilizce‘ de eserlerini bizzat neşretmiştir. Ancak bu dillerin dışında, Türkçe, Farsça, Sanskritçe, İtalyanca ve Rusça’yı da biliyordu. İstanbul ve başka yerlerde konferanslarını daha çok Arapça olarak vermiştir. Sebebi sorulunca “Size ana dilinizle konuşmak için Arapça konuşuyorum; çünkü Peygamberimizin hanımları müminlerin annesidir ve onlar Arapça konuşuyordu. Böylece size ana dilinizle konuşmuş oluyorum. Sonuçta bütün Müslümanların ana dili Arapçadır.” derdi. Çalışmalarının çoğunda Asr-ı saadet dönemi üzerinde yoğunlaşmıştır. Hatta ömrünün sonlarına doğru “Ben Asr-ı saadeti incelemekten bıkmadım” demiştir. “İslam Peygamberi” ve “Peygamberimizin Savaşları” kitaplarıyla siyerde yeni bir üslup ortaya koymuştur. Çünkü diğer siyer kitaplarında Peygamberimiz, Hz. İsa’ya benzetilerek olağanüstü bir kişilik olarak anlatılmış, hep mucizevî yönler ön plana çıkarılmıştır. Hamidullah ise siyeri, yerinde araştırarak zaman zaman araziye çıkarak arkeolojik çalışmalar neticesinde yazmıştır. İslamî ilimlerde pek çok ilklere imza atmıştır. Peygamberimizin davet mektuplarını ilk olarak o keşfetmiştir. Kimilerine göre Hamidullah, ne müfessir, ne hadisçi, ne usulcü, ne fıkıhçı, ne tarihçi, ne müctehit… O bir İslamologdur. ilmî çalışmalarının neticesinde pek çok ödül almıştır. Türkiye Kültür Vakfı tarafından Türk milli kültürüne hizmet şeref armağanı verilmiştir. Bu armağanın verildiği sırada daha önceden planlandığı üzere Pakistan’da bulunduğundan dolayı ödül törenine katılamamıştır. Ancak mektubunda “Naçiz hizmetçiniz” diye cevap yazarak memnuniyetini dile getirmiştir.

III. Türkiye Sevdası

Türkiye’ye ilk defa 1932 yılında gelmiştir. 1950’li yıllardan sonra Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından biri, İmam  hatip okulları, Yüksek İslam Enstitüleri, İlahiyat fakülteleri ve İslam Araştırmaları Enstitülerinde fazlasıyla öğrenci olmasına rağmen yeterince hoca bulunmayışıydı. işte bu dönemlerde Türkiye’de İslamî ilimler sahasında üç Muhammed’in büyük önemi olmuştur. Bunlar; a) Muhammed Hamidullah (Haydarabad) Æ İslam Hukuku, Usul, İslam Tarihi, Devletlerarası hukuk alanında ders ve konferanslar vermiştir. b) Muhammed Tavit et-Tancî (Fas) Æ Kelam c) Muhammed Tayip Okiç (Bosna Hersek)Æ Hadis Muhammed Hamidullah, 1951’de İstanbul’da düzenlenen 22. Müsteşrikler kongresinde sunduğu “islam Hukukunun Kaynakları” adlı bildirisiyle dikkatleri üzerine çekmiştir. 1952 yılından itibaren 23 yıl boyunca İÜ Edebiyat Fak. İslam Araştırmaları Enstitüsün’ de misafir Profesör sıfatıyla ders verdi. Bu dönemde Fuat Sezgin ve Salih Tuğ onun asistanlığını yapmıştır. Aynı süre içinde Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi ile Erzurum Atatürk Üniversitesi İslamî ilimler Fakültesinde İslam Tarihi, islam Müesseseleri Tarihi, Mukayeseli Dinler Tarihi ve İslam Hukuku dersleri okuttu. Ayrıca İstanbul, İzmir, Konya ve Kayseri’de konferanslar verdi. Bu dönemde ders ve konferanslarının sıkı takipçileri arasında Hayrettin Karaman, Suat Yıldırım, İ. Süreyya Sırma ve Y. Ziya Kavakçı sayılabilir. Türkiye’de uzun süre bulunmasını ve Türkiye’yi çok sevmesini şu üç nedene bağlar; Türkiye kütüphanelerinde yazma eserlerin çokluğu, tanıştığı önemli şahsiyetlere karşı olan sevgisi ve Türkiye’nin hilafet makamı olmasıdır. Türkiye’de çeyrek asır ders vermesine ve ilim çevrelerinde derin etkisi olmasına rağmen yeterince tanıtılmamıştır. Bu yazı sadece bir hatırlatmadan ibarettir. Allah ondan ve onun gibi olanlardan rahmetini esirgemesin.


Yazan : Ahmet EKŞİ

 
Geri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile