PostHeaderIcon ALİ HAYDAR EFENDİ (1870-1960)

1870 yılıda Batum’un Ahıska beldesinde dünyaya gelen Ali Haydar Efendi’nin babası şerif Efendi olup, babasını 4, annesini 2 yaşında kaybetti. Memleketinde ve Erzurum’da medrese tahsiline devam eden Ali Haydar Efendi, istanbul’ a gelerek Ahmed Hamdi Efendi’den ders aldı ve icazetini de ondan aldı. O zaman kadı yetiştiren Medresetül Kudat’a devam ederek çeşitli vilayetlerde kadılık yaptı.

Fatih Camii'nde dersler okutan Ali Haydar Efendi, daha sonra Dersiam olmuştur. Sonraki yıllarda sırasıyla Müderrisliği, Telif Mesail Heyeti Reisliği ve Huzur Dersleri Başmuhataplığı görevlerini ifa etmiştir. ilmi gayreti ve derinliği ile bilinen A. Haydar Efendi döneminde yaşayan diğer son dönem Osmanlı hukukçusu olan Büyük Ali Haydar Efendi ile karıştırılmamalıdır.

Fıkhı ve özellikle dört mezheb fıkını iyi bilen hocaefendinin hayatındaki akışı değiştiren şey Onun Bandırma’lı Ali Rıza el-Bezzaz Efendi ile karşılaşmasıdır. Bu karşılaşma Ali Haydar Efendi’nin hayatında öylesine kapılar açar ki, bu kapılar onu tasavvufi deryanın içine sürükler.

Bir gün vaaz ederken isim vererek, "Burada Bezzaz Ali Rıza Efendi var, esnaftır, tarik ehlidir, şöyle yapar, böyle yapar" diye aleyhte konuşur. Cemaatin içinde Ali Rıza Bezzaz Hazretlerinin talebelerinden Börekçi Hasan Efendi de vardır. Vaazı dinler ve namazdan sonra olup biteni Ali Bezzaz Efendi’ye anlatır.

Efendi de "Hiç merak etme, çok yakında bizim yanımıza gelecektir" der. Gönülden gönüle yol var ya... Onların sözleri ok gibidir, gider hedefini vurur!" Ali Haydar Efendi'nin gönlüne bir ateş düşer. Tasavvuf ve tarikat ehline karşı bir sevgi ve alaka başlar. Kalbi vecd, istiğrak ve cezbe ile dolar. Dev cüsse, cübbeyi ve sarığı atarak camiden çıkar. Pazar yerinde bez satan Ali Rıza Bezzaz Efendi'nin yanına varır. Söylediklerinden pişmanlık duyduklarını ve affetmesini ve evlatlığa kabul etmesini söyler.

Bezzaz Ali Rıza Efendi (K.S.), Ali Haydar Efendi'nin kolundan tutar, sırtını okşar ve "İstanbul'da Hacı Ahmet Efendi var ona git" der. Ahıskalı Ali Haydar Efendi, istanbul'a gelip Hacı Ahmet Efendi'yi bulur. O da "Topkapı'da Ali Efendi var ona git" der. imtihanlar, sabır, teslimiyet. O ona, o da ona gönderiyor? Topkapı'ya giden Ali Haydar Efendi (KS), kendisine bildirilen köhne, dökük bir evin kapısını çalar. Yarım saat kadar kapıda bekler. O an nefsi ile baş başa kalır. Nefsi içerden konuştu:

"Ey Ali Haydar, sen ki padişahın huzur dersleri baş muharrir ve baş muhatabısın, böyle bir adamın böyle köhne evin önünde kapısını bekliyorsun, bu sana yakışır mı?"Daha sonra kapı açılıp bir kız çocuğu çıkar. "Buyurun içeri" der. içeri giren Ali Haydar Efendi, bir saat daha bekler. Bu sırada saçı-başı birbirine karışmış, kambur bir adam içeri girer. Bu kimsenin Ali Efendi olduğunu anlayan, Ahıska’lı Ali Haydar Efendi, hemen elini öpmek ister. Fakat o kimse, "Çek, çek elini, ben samimiyetsizliklere el vermem" diye kızar. Ahıska’lı Ali Haydar Efendi, kendi sıfatlarını ve makamlarını saymaya başlayınca, o zat "Sus, sus!" diye azarlar. Ahıska’lı Ali Haydar ağlamaya başlayınca da, "Ya, amma da cümbüş hocaymışsın, şaka yaptım!" der. O anda bazı değişiklikler hisseden Ahıskalı Ali Haydar Efendi, karşısındaki Ali Efendi'ye talebe olup sohbet ve derslerine devam etti. Tasavvuf yolunda ilerledi.

Cumhuriyet döneminde sıkıntılar çeken ve hapis yatan Hocaefendi’yi talebelerinden Emin SARAÇ Hocaefendi şöyle anlatır: “Ali Haydar efendi fakih bir insan. Müthiş bir zekası var. O yaşta, alır meseleleri saatlerce konuşur. Hocamızdı, kendisinden çok dersler okudum. Bana şifa-i şerifi ilk defa okutan odur. şifa-ı şerifi okutur, hem ağlar, hem ağlatırdı." "Kendisi şifa-yı şerif zevkini bana aşı layan insandır. Ondan şerh-i Akaid, Usul-i Fıkıh, Mirat okudum. Meclisi dersten ibaretti, her an istifade edilirdi, müstesna bir insandı. şifa-yı şerifi okurken gözlerinden yaşlar nasıl dökülürdü bir görseniz. Hem ders mütalaası, hem de maneviyat dersleriyle mecz edilmişti." ilmi, ibadeti ve ahlakı ile talebelerine örnek olan bu örnek şahsiyet mücadelesi ve gayretleri ile yakın tarihimizde iz bırakmış ender şahsiyetlerdendir. Onun, “Benim evlatlarım sülbümden gelen değil; yolumdan gelendir!" sözü hizmet aşkını ve gayretini göstermesi açısından önemlidir.

Bandırma’da tanıştığı Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi’nin İsmailağa Camii’ne imam olmasını tavsiye eder. Ve hizmetinin devamına işaret eder.

1 Ağustos 1960’da vefat eden ve rahmeti ilahiye kavuşan bu örnek ilim ve irfan ehlinin cenaze namazını yine örnek ve önder bir gönül ehli olan çok sevdiği Merhum Ramazanoğlu Sami Efendi kıldırır.

Allah (c.c) Rahmet eylesin.


Yazan : Ahmet YAPICI

 
Geri

Yorumlar  

 
+1 #1 Ziyaretçi 15-07-2010 15:30
Ben Ahıskalı bayram Arif, Ahıskallı Ali Haydar Efedinin manevi talebesi olmak arzusundayım. Fakat Dinimiz İslam bilgilerinden çok yoksulum. Allah yolunda hizmet etmek istiyorum ve onun talebeleri sırasında yer almak istiyorum. İstanbulda Mahmmud Efendi Hazretlerinin var olduğunu duydum, onu görmek arzusundayım. Bana bu konuda yardımcı ve aracı olacak birileri olursa çok mutlu olurum. Saygı ve hurmetlerimle.
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile