Hekimoğlu İsmail ile Söyleşi
| Söyleşi - Hekimoğlu İsmail |

" Kitap en iyi dost'tur "
Asıl adı, Ömer OKÇU'dur. Dedesinin ismi olan Hekimoğlu İsmail imzasıyla yazılarını yazdı, böyle tanındı. Babası, İstiklal savaşı sırasında Kazım Karabekir Paşa'nın emrinde 4 yıl askerlik yaptıktan sonra, memleketine döndüğünde İstiklal Madalyası'nı satıp, viran olan şehrini yaptırdı. Savaşlar içinde büyüyen Hekimoğlu İsmail 1967'de meşhur Minyeli Abdullah romanını yazdı. O günden bu yana pek çok dergi ve gazetede yazılar yazan Hekimoğlu'nun 30'dan fazla eseri vardır. Yurtiçi, yurtdışı konferansları da yüzlercedir. Halen Zaman gazetesi'nde makaleleri yayınlanan Hekimoğlu İsmail'e Harran Üniversitesi tarafından Edebiyat Doktoru unvanı verilmiştir. 1950'den itibaren çeşitli zamanlarda yazıları sebebiyle mahkemelere verildi. Hekimoğlu İsmail 1953'den beri sigaraya vereceği parayı kitaba verip, bir ömür boyu talebe gibi çalışmıştır.

- Hocam Hekimoğlu İsmail Kimdir? Bize Anlatırmısınız?
1956’da “Tarihçeyi Hayat”ı Bediüzzaman’a götürdüm, postacılık yaptım. O zaman Said Nursi’ye (Rahmetullalialeyhi) dedim ki: Ben Kur’an okumasını bilmiyorum, ne yapayım? O da buyurdu ki: “Günahı terk, sünnet-i seniyyeye ittiba, namazı erkânıyla kılmak, sonundaki tesbihatı çekmek. Bunları yap dedi.” Ben de bu emri yerine getirebilmek için Ömer Nasuh Bilmen’in Büyük İslam İlmihali’ni aldım. Onu hayatım boyunca okudum uyguladım. Onun bu tavsiyelerini yerine getirdiğim için çok mutlu ve huzurluyum. Allah O’ndan razı olsun
Medeniyetlerin esası kitaptır. En iyi arkadaş en iyi dost kitaptır. Yani kitap okumayan insanın beyni bomboştur. Sonra ben okumamaktan çok korkuyorum; çünkü koyunlar okumaz. Yani okumayınca koyun olacağımı zannediyorum. O bakımdan ben devamlı okurum. İşte bu kütüphanenin kitaplarını kendi paramla aldım. Okudum ve onları Timaşa bağışladım. Evimde kütüphanem var, köyde kütüphanem var, her yerde kütüphanem var. Büyük bir kütüphanemi de Yeni Asya Gazetesi’ne bağışladım. Müslüman kitapla haşir neşir olmalı. Küçük de olsa kendi evine bir kütüphane kurmalı ve sürekli okumalı.
-Hocam insanlar neden kitap okumalı?
Beyin ilim ister, kalp iman ister. Eğer insan okumazsa beyni aç kalır, sıkıntı başlar. ‘Of ne yapsam, sıkıldım’ diye eğlencelere gider, daha kötü daha berbat olur. Onun için okuma mecburiyeti var. Dinin ihtiyacı. Zaten okumayanlar erken bunar. Çabukça aptallaşırlar. Okumak şart; okuyacağız ki beynimiz çalışsın. Çalışmazsa, çalışmayan demirin paslandığı gibi beynimiz de paslanır ve işlevini kaybeder. İşlevini kaybeden bir insan beyninin koyundan ne farkı olur, söyler misiniz?
-Hocam bizim ülkemizdeki Müslümanların en büyük sorunu sigara içmek. Müslüman neden sigara içmemeli?
Sigara haramdır. Ben sigara hiç içmedim ve içmemde. Evime sigara almam, sigara hediye etmem. Belki on defa Amerika’ya gidip geldim. Bir çok kişi benden oranın sigarasını istedi, ben oradan bir paket sigara getirmedim. Yani sigaraya tamamen karşıyım.
-Hocam kitap okurken en iyi verimi nasıl elde edebiliriz ?

1944’te Türkçülerin lideri Nihat Atsız hapiste, komünistlerin lideri Nazım Hikmet hapiste, İslam âlimi Bediüzzaman hapiste. O zamanlar risaleleri okumak büyük bir suçtu. Hemen atarlardı içeriye. Eee dedik, böyle ne oluyor yâ. Komünistler yayınladıkları dergilerle dertlerini anlatıyorlardı. Dindarların böyle bir durumu yoktu. Mesela Nazım Hikmet’in şiirleri, yazıları, kitapları; Şevket Süreyya Aydemir’ in kitapları falan. Mesela emekli bir öğretmen ‘Bizim Köy’ adlı bir kitap yazmıştı. Sefalet kitabı. Zaten komünistlerin bütün yayınları sefaleti işliyordu. Türkiye battı, gitti falan gibi. Dedik ki, dindarların çektiği çileleri anlatan kitap yok. Ben de Minyeli Abdullah’ı yazdım. Dindarların çektikleri çileleri anlatayım istedim. Minyeli Abdullah’ta anlatılanlar, o dönemde Müslümanların çektiği çilelerdi.
-Bu zamanda da böyle sıkıntılar var mı?
Bu zamanın da kendine göre çileleri var. Nedir bunlar? Açık saçık kadınlar, meyhaneler, kumarhaneler. Bunlar hep gençleri kendine çekiyor. O gencin onlara gitmemesi büyük bir cihad. Yani bugün 20 yaşındaki bir gencin içki içmemesi keramettir. Kız arkadaş edinmemesi keramettir. Kumar oynamaması keramettir. Hem de faydalı keramettir bunlar. Yani bu devrin mücadelesi de o.
- Hocam peki günümüz gençliğine neler tavsiye edersiniz?
İçkiden, kumardan, fuhuştan uzak kalsınlar. Ya zanaat öğrensinler ya da lisan öğrensinler. Osmanlıcayı öğrensinler. Bediüzzaman Said Nursi’nin risalelerini okusunlar. M. Fehtullah Gülen Hoca efendinin eserlerini okusunlar. Bunları yaptıkları zaman akıllarında dinle ilgili hiçbir soru cevapsız kalmaz.
-Hocam önümüzdeki haftalar Kutlu Doğum haftası. Çeşit çeşit programlar yapılacaktır. Bizim Derneğimiz de program yapıyor. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Kutlu Doğum, yani mevlit Peygamberimizin (s.a.v) doğumu. Kutlu Doğum’da ilk yapılacak iş hemen bir siyer kitabı almak, onu okumak ve o siyer kitabında anlatılan Peygamberimizin (s.a.v.) hayatına uygun yaşamaya başlamaktır. İkincisi, mesela bir insan dese ki ‘Ben iyi bir Müslüman olacağım, ne yapayım?’ Yapacağı iş şudur: Bir ilmihal alacak okuyup uygulayacak. Dünyası da ahireti de cennet olur. Bugünkü Müslüman’ın yapacağı iş budur. Bu kandilde veya Kutlu Doğum’a yapılacak iş ilmihali alıp okuyup, uygulamaktır. O zaman Kutlu Doğum’u kutlamış olur. İslamiyeti yaşamayanın kutlaması bir işe yaramaz.
-Bize öğrencilik yıllarınız da unutmadığınız bir anınızı anlatır mısınız?
Mesela ben öğrenci evinde kalıyordum geçlik yıllarında. Bir keresinde helâ tıkanmıştı. Helâ taşmıştı ve her taraf pisti. Hemen üstümü çıkardım. Elimi soktum her helâyı kontrol ettim. Bir helâda bez atmışlar hemen onu tuttum çıkardım. Yani gençlerden biri, iç çamaşırı kirlenince onu helâya atmış. Bu sık sık olurdu. Ben de onu elimle çıkardım, helâ açıldı. Bir de süpürdüm temizledim oldu işte. Şimdi böyle yapmayıp da küfür müfür edilse, kim attı bunu, diye dolaşılsa, huzur bozulurdu. Arkadaşlar adam çağıralım dedi. Adam geldi, kanal açacağım, dedi. O kanal açmak günler sürer, dünyanın parası gidecek. Ama benim tecrübem var; birisi bir çamaşır attı tıkadı ve çektim açtım. Mesela bir başka zaman evde kalan bir arkadaş, ben ayrılacağım, dedi. Niye ayrılıyorsun, ne var kardeşim? Dedim. Ya işte falan arkadaş burnuyla oynuyor, ben iğreniyorum ondan, dedi. Ben de o gün sohbette isim vermeden onun yanlış olduğunu söyledim. Arkadaş bir daha yapmadı. Kimse de evden gitmedi. Herkes onu bunu bahane edip evlerden ayrılırsa, o zaman ne olur? O evler boş kalır. Hâlbuki İslamiyet Erkam (r.a) ın evinde başladı. Evler çok önemlidir. Bugünkü evler Erkam (r.a)’ın evinden geliyor. İlk defa Peygamberimizin toplanıp konuştuğu yer orasıdır. En büyük sevap da en büyük günah da evlerde işlenir. Bugün evlerde kumar oynanıyor, bazı evlerde zina yapılıyor, bazı evlerde uyuşturucu kullanılıyor. En büyük günah da evlerde işlenir, en büyük sevap da evlerde işlenir. Evler çok önemli. Allah orda hizmet edenlerden razı olsun, Allah yardımcıları olsun.
RÖPORTAJ: M. Sait HAN
Geri
0 (212) 222 61 19
0 (507) 452 18 75
0 (212) 462 84 27
0 (212) 433 30 06
0 (507) 344 99 30

