CEMİL TOKPINAR İle Şöyleşi
"AMAN NAMAZA DİKKAT"
Hocam, sizi birçok televizyon radyo programları ve eserlerden kısmen tanıyoruz. Bunun dışında bize eğitim hayatınızdan ve bilmediğimiz yanlarınızdan bahsedermisiniz?
Benim eğitim hayatım ilkokuldan sonra imam hatip ve ilahiyat olarak devam etti, fıtraten dini konulara olan ilgimden sevgimden dolayı bilerek onu seçtim. Hatta merkezi yerleştirme ile edebiyat fakültesini kazandığım halde o zamanlar ön kayıt sistemleri alıyorlardı. Ben oraya gitmedim, yüksek lisana gittim daha sonra bir iki yıl geçti orası ilahiyat fakültesi oldu. Tabi okul bitince mastır vb. yapamadık, onun yerine kendi kendimize okumak tarzında çalışmalarımızı sürdürdük. Yaklaşık olarak yirmi yılı aşkındır, mezuniyetten itibaren basın-yayın dünyası içerisindeyiz. Gazetecilik, sayfa yönetmenliği, muhabirlik, senin yaptığın gibi röportaj ondan sonra köşe yazarlığı, kitap yazarlığı, dizi yazarlığı böyle devam etti hayatımız.
Hocam namaza özel bir önem veriyorsunuz, bunun için namaz gönüllüleri platformunu kurdunuz. Yani nerdeyse hayatınızın her yanına uyguluyorsunuz. Sizi buna iten sebepler nelerdir? Neden namaz?
Şimdi namaz, Kur-an’ ın ve Hadis in ruhundan yola çıkarsak insanın yaratılış gerekçesi. Bu kadar iddialıyım, yani Cenabı Hak insanları ne için yarattı derseniz, namaz için yarattı derim. Şimdi Cenabı Hak “ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım ” diyor. İbadet kavramından kasıt büyük ölçüde namazdır. Tüm ibadetler namazdan mı ibarettir? Değildir. Başka ibadetlerde var. Ne var mesela ’Oruç olsun, çalışmamız olsun, eser yazmak bile ibadettir.’ Mesela oruç tutmak, birçok hikmetleri var. Bir hikmeti de Cenabı Hakkı daha iyi tanımak. Ne büyük ikramlar ihsan ettiğini fark edip namaz ile daha çok şükretmek içindir. Zekât vermek ibadettir. Zekât, insanlar fakir, fukara, çelimsiz olmasın ki diri olsun ki güzel namaz kılsın diyedir. Mesela hac, birçok hikmetleri vardır ama bir hikmeti, İslam’ın, namazın doğduğu yerleri görerek, duyarak bizzat namaz kılmaktır ve namazda döndüğümüz o kıbleyi Hakkalyakîn suretinde yaşamaktır. Onun için Peygamber (a.s.m) ın ifadesiyle “Namaz dinin direği, Cennet in anahtarı, Gözümüzün nuru, Müminin miracı, Mümin ile kâfir arasındaki fark, Vücuttaki baş.”gibi ibadetlerin üzerindeki yeridir. Bu nitelendirmeler, çok üstün nitelikler. Demek ki namaz ibadetler içerisinde çok çok farklı bir şey. Adeta diyebiliriz ki ‘İnsanlar ve nebiler içerisinde Peygamber (a.s.m) ne ise, tüm ibadetler içerisinde namazın yeri de o’ Bu kadar önemli.
Kuran-ı Kerime baktığımızda namaza yönelik 100 e yakın doğrudan, 500 civarında dolaylı yoldan namazı emreden ayet görürüz. Şimdi 600 küsur ayetin 500 ü bu alanda olursa bizim durup düşünmemiz lazım.”Nereden çıkardın 500 ü” diyecek birçok kimse bana. Cenabı hak Kuran-ı Kerim de “Ya eyyühannasüğbüdun” Vb. ayetlerde, ibadet emreden ayetlerde Cenabı Hakkın takva emreden ayetlerinde, yine şükür, zikir yani şükredin, zikredin ondan sonra rükû edin, secde edin, kıyama durun ayetlerinde Salih amel ayetlerinde kasıt nedir? Ya doğrudan veya o ibadet kavramı içinde, Salih amel kavramı içinde büyük bir hisse namazındır. Dolayısıyla benim hafızamın almadığı bir şey var, bir adam hem Müslümanım diyecek hemde Kuran-ı Kerim ve hadisinin ısrarla üzerinde durduğu o namaz ibadetini yapmayacak. Bunu bir türlü kabullenemediğim için ve ümmetin buna gereken önemi vermediğini gördüğüm için, duyarlı ümmetin, ümmet zaten kılmıyor ama ümmetin derdine deva olma iddiasında olan insanlar bir çok şeyle ilgileniyorlar, yardım toplama faaliyetleri var, ondan sonra sosyal birtakım eğitim faaliyetleri vs. vs. var. Hepsi güzeldir Allah razı olsun ama bunların içerisinde namaza hak ettiği yer verilmediği için elimden geldiği kadar dikkat çekmek istiyorum. Aman namaza Dikkat!
Hocam, kurduğunuz platformda olumlu veya olumsuz bir etki veya yorum aldınız mı ?
Olumsuz bir şey almadık. Olumlu olarak ‘İyi ki kurdunuz, Allah razı olsun, Çok iyi oldu, Yüzlerce farklı cemaatlerden farklı meşreplerden olan mekteplerden olan hocamızı bir arada gördüğümüzden çok mutluyuz, sevinçliyiz.’diyen çok insan oldu.
Hocam, şimdi namazla ilgili gönüllü kuruluşların kurulması gerektiğini vurguluyorsunuz. Mesela ‘Sabah namazına nasıl kalkılır’ kitabında da son satırlarında böyle bir oluşumun namaz gönülleri platformu içerisinde bulunmasını mı istersiniz yoksa ayriyeten açılmasını mı istersiniz? Yani bir kuruluş gelip sizin kurduğunuz platformu egemen yapmayamı çalışsın yoksa kendisimi böyle bir oluşum oluştursun?
Bizim platformun adından da anlaşılacağı gibi herhangi bir hukuki yani tüzel kişiliği olmayan bir gönül hareketi. Dolayısıyla bize bağlı ve bizim çatımız altında herhangi bir dernek veya vakıf olmasını biz uygun bulmayız. Onlar özgür, çalışsınlar. Bu bir gönül hareketi ve biz namaz için çalışan din için çalışan yüzlerce, binlerce vakıf, dernek, cemaatle beraber çalıştık. Programlar organize ediyorlar, yardımlaşıyoruz ondan sonra dayanışma içersinde hizmetlerimizi sürdürüyoruz. Biz belki bir vakıf veya dernek kurabilirdik, o zaman daraltmış olurduk, başkaları yine kurabilir. Biz bunu bir üst kimlik olsun istedik onun için Namaz Gönüllüleri Platformu altında hepsini kucaklıyoruz öyle bir vakıf olsa onu da kucaklıyoruz. Zaten doğrudan namaz hizmeti ifa etmeyen birçok vakıf ve dernekle kucak kucağayız.
Peki hocam, böyle bir derneğin kurulması için herhangi bir teklif geldi mi?
Şu ana kadar kimse gelmedi ama olsa, kurulsa diyenlerden çok kimse oldu. Böyle bir teklif geldi yani, yapalım, edelim diyenler oldu ama kurulduğunu şu ana kadar duymadık. Kurulursa ne olur? Asıl bizim arzu ettiğimiz bir vakıf ve dernek bütün mesaisini buna harcarsa, kendine gelen o özel gelirleri buna harcasa ne yapacak? Namazla ilgili bizim ‘Namaz Kahramanları’ kitabının sonunda beş altı tane büyük projeden bahsediyoruz. o büyük projenin her biri ayrı bir proje alt dalları var. Ne yapacak bunlar? Mesela yabancı dillerde namazı anlatan web sitelerimiz olsa çok aktif, mesela namazla ilgili sanat faaliyetleri, edebi faaliyetler yapılsa, sergiler açılsa çok dikkat çekici ve ilgi çekici yöntemlerle namaz gündeme getirilse ve bir dernek bünyesine mesela, masraflarını karşılayabileceği on tane uzman çalıştırsa, mesela namazı sosyal olarak incelesek, psikolojik olarak incelesek, anketler yapsak, araştırmalar yapsak, ondan sonra ortaya çok ilmi veriler koysak, ondan sonra o merkez basına çok sıkı ilişkileri olsa bu derneğin, basına dünyadaki, Türkiye deki namazla ilgili haberleri, gelişmeleri duyursa, onlara servis yapsa o haberleri, resimleri, namaza dair ne yapılıyorsa onun duyurusunu yapsa güzel bir faaliyet varsa, çünkü çok güzellik var duyurulmuyor. Kaybolup gidiyor. Yani böyle bir dernek ve vakıf olmasını ben canı gönülden isterim ve onun yapacağını gündemini dolduracakta çok güzel faaliyetler teklif ederiz.
Hocam şimdi sizin bir anınızı size hatırlatıp bununla ilgili size bir örnek sunacağım. Bir televizyon programında bir konuk bir resimde namaz kılan bir insan görüp onun yanına köpeğin havlayarak gelmesinde bu adamın buna rağmen namazını bozmaması ve namazını huşu içerisinde bitirmesini anlatıyor ve bundan çok etkilendiğini söylüyor. Sizde o sırada tevafuk olarak bu adamın kendiniz olduğunuzu söylüyorsunuz. Bu şüphesiz namazın somut bir örneği, bereketidir. Buna benzer örnekler yaşadınız mı, şahit oldunuz mu bunun dışında?
Namazla ilgili yaşadığımız çok fazla örnek var, yüzlerce, binlerce ama bunların hepsi ilgi çekici gelir mi bilmem ama içinde bir incelik olan bir espri olan bir hatıra anlatayım. Öyle bir harikalık değil ama güzel bir şey olan 1992 yılıydı meşhur Savarona yatı restore edilmiş zamanın başbakanı hizmete açacaktı onu. Saat 20.30 da Dolmabahçe Sarayının önünden kalkacak Boğaziçi gezisi yapacak 11 de dönecekti ve bizim akşam namazı mecburen yatta geçecekti. Şimdi, acaba orada mescit falan var mı diye düşünmeye başladık. Hemen bizi sandala aldılar, gittik oraya. Önce arkadaşım Mustafa AYDIN ile abdestlerimizi aldık. Aramaya başladık. Görevlilere soruyoruz, bir telaş var az sonra başbakan gelecek diye, milletin ödü patlıyor. Bizimde kafamızda kâinatın bir başbakanı var. Sultanlar sultanının huzuruna çıkmamız lazım bizim. Bizimde heyecanımız o idi. Efendim, soruyoruz tabi ‘Namaz kılacak yer var mı? Mescit var mı?’ yok. En son güverteye çıktık. Güvertede her şey düşünülmüş. Acil bir hastalık durumunda hastaneye yetiştirmek için bir helikopter bile var. Ama bana göre en büyük hastalık namazsızlık hastalığı. Bunun çaresi var mı diye onu restore eden Kahraman bey’e dedim ki ‘Burada namaz kılacak bir yer var mı’ dedim. ‘Namazı her yerde kılabilirsiniz’ dedi. ‘Peki’ dedim. ‘O zaman biz burada kılıyoruz’ dedim. Güvertede. ‘Hayır, burada olmaz!’ dedi. ‘Aşağıda ne güzel halılar var’ dedi. ‘Orada kılın’ dedi. Halı vardır ama onun derdi, ayrı. Orada afişi olur, gazeteciler resim çeker, bana göre öyle.
‘Peki’ dedim. Aşağıya doğru inerken yine bir kamarot vardı dedik ki ona ‘Namaz kılacak yer var mı ?’ deyince ‘Gel ağabey benimle’ dedi. Gittik, odasına götürdü. Ve oradan bir tahta seccade çıkardı. ‘Buyur’ dedi. ‘Açılışı sen yap.’ dedi. Meğerse ilk defa yaptırmış tahta seccadeyi ve hiçte namaz kılmamış üzerinde. ‘Açılışı sen yap.’ diyerek bize bıraktı ve biz akşam namazlarımız kıldık. Ondan sonra programa katıldık tabi kimsenin umurunda değil yemeler, içmeler, kırla gidiyor. Efendim, ertesi gün gazetelere baktık herkes denizciliğin sorunlarından bahsediyor, başbakanın sözlerinden vs. Yatın özelliklerinden. Benim yazımında başlığı Savarona da Akşam Namazı idi ve başlangıcından sonuna kadar neler yaptığımızı anlattım. Meğer gördüm ki Allah bizi oraya niye getirmiş. Savarona’nın açılışa değil, bizi Sinoplu Hamdi’ nin seccadesinin açılışına çağırmış. Elhamdülillah bizde açılışımızı yaptık.
Ve bu anıdan hareketle bir sitemim var. Müslüman yazarların hiç namaz diye bir sorunu yok mu? Hiç mi bir teravih namazı düşüncelerini, bir Hacı Bayramı, Eyüp sultan düşüncelerini,bir sabah namazı duygularını, bir hacet namazında hissettiklerini, bir teheccüt namazındaki dualarını,yakarışlarını yazamazlar mı?.Neden biz adeta bu namazı dünyamızdan çıkardık. ‘Niye böylesiniz’ diyorum yazarlara.Niye başkalarına ders veriyorlar?. Efendim biz Bush’a, Erdoğan’a, Bin ladin’e bilmem neye akıl veriyoruz? Namaz bizim davamız değil mi, derdimiz değil mi. Namaz kâinatın tepeden tırnağa yaratılış nedeni ise bu konuda bir müslümanın diyecekleri olmalıdır ve demeliyiz.
Hocam bizim okuyan kesimimiz cemaatlerin içinde kaldığı sürece namaz ile haşır neşir içerisindeler ama cemaatten çıktıktan sonra namaz sanki hiç hayatlarında olmayacakmış gibi davranıyorlar bunun sebebi nedir ?
Bunun birçok sebebi var. Birincisi, dershane, ev, yurt ortamı biliyorsun izole edilmiş bir ortam. Bir anlamda menhiyattan, şeytanın destelerinden mümkün mertebe kurtarılmış bir alan ve o kurtarılmış alanda çevresel faktörler var. Birçok insan namaz diyor, din diyor, iman diyor ve onun neşesi ile biz daha rahat namazımızı kılıyoruz. Bir düzen var, tertip var. Ondan sonra bir tarafta tatlı, teşvik edici, bir tarafta da ‘Okumazsan olmaz bak ha!’ diyen bir korku var, içimizde olmalı bu. Bu havada kılıyoruz ama problem şurada, ben niye feryat ediyorum? Neden bir Türkiye bizim o yurttur, dershanedir, evdir o ortamların namazı bize teşvik ettiği gibi teşvik eder hale gelmiyor. Yani, bir gencin kafasına her gün yüzlerce mesaj gelir, adımını atar dışarıya bakar ilân tahtasında bir şey vardır, efendim gazetelerde bir manşet vardır, cebine bir mesaj gelir. Her tarafta bir mesaj bombardımanı altındadır. Hiç düşündük mü, bu binlerce gazete, televizyon, radyo mesajlarından kaç tanesi namaz ile ilgilidir? Hiçbir tanesi! Ne yapsın benim bu genç kardeşim yahu? O ne yapsın? Aklı başında olanlar ona malzeme üretmezse ne yapsın o? Müslüman efendim, müzisyen namaza dair müzik üretmezse, Müslüman edebiyatçı namaza dair roman, şiir, hikâye, tiyatro yazmazsa, Müslüman sanatçı namaza dair sinema, dizi film, televizyon filmi, tiyatro yapmazsa, Müslüman ressam namaza dair resimler çizmezse, Müslüman fotoğrafçı namaz fotoğraflarını sergi olarak açmazsa, savaş fotoğraflarından açıyoruz, kedi fotoğraflarından açıyoruz, neden namaz fotoğraflarından açmıyoruz? Hatta kendimiz çekelim! Çok tatlı namaz fotoğrafları var, bunu yapmazsak, Müslüman gazete her gün bir namaz haberi, bir namaz dizisi, bir namaz yazısı, bir namaz uyarısı olmazsa, Müslüman dergi namazı ara sıra kapak yapmazsa ve namazın yüzlerce veçhi var. Kardeşim namazı bir kapak yap, bir gün teheccütü yap, bir gün cemaati yap, bir gün camii yap, bir gün ezanı yap, bir gün secdeyi yap, dediğim gibi onlarca yüzlerce konu var. Ve bir Müslüman yönetmen sadece bir kez namaz filmi değil sadece gel Eyüp te sabah namazı belgeseli yap. Gel Sultanahmet te namazı bir anlat. Sultanahmet bir tarihtir, merkezdir orası. Ondan sonra gel bir teheccüt namazı belgeseli yap, kaynak çok! Bilgi çok altmış tane namaz kitabı var bugün Türkiye de. İşte bunlar olmayınca, camii de imam müezzin önemsemezse, konuyla ilgili tahdidat yapmazsa, ne olacak genç? Onun için öğrenci evinde kılıyor, sonra bırakıyor. Peki, benim bu dediğim genci kurtarır mı? Kurtarmaz, ben sosyal bir tespit yapıyorum, o genç ne yapacak edecek kendisinin namaza karşı motive edici bir kitap bulacak, arkadaş bulacak, efendim Kuran-ı Kerim e yönelecek, Hadis e yönelecek, namazı yine kılacak. Ben böyle dedim diye genç arkadaşlarım ‘Ne yapalım canım Cemil hoca böyle dedi’ diye yok öyle. Biz bütün dünya kendi aleyhinde birleştiği halde isyan eden, şeytana, nefise ve Allah dışı otoritelere başvuranlara baş kaldırmalıyız biz Peygamber ümmetiyiz, her birimiz küçük birer Muhammed olacağız. Her şeye rağmen bütün dünya üzerimize düşse, namaza, Allah’a, dinimize sarılacağız, kilitleneceğiz. O ayrı konu ama bunu hızlandırma süreci babında diyorum ben namazı teşvik eden bir ortam meydana getirmeliyiz ve delikanlı, şimdi bakacak bugün namaz ile ilgili bir mesaj aldı A… Yanındaki yolcunu gazetesine bir göz attı namaz ile ilgili haber var. Camii ye gitmişti konu ile alakalı bir iki ayet söyledi imam. Bir yere gitti namaz ile ilgili bir çıkartma varmış. Başka bir yere gitti ne tatlı bir namaz şarkısı yahu! Ne yapacak? Her gün böyle uyarıldıkça? Bir resim gördü, bir fotoğraf gördü ‘Aaa…’ Diyecek yahu! ‘ Bende kılmalıyım!’ Bir gün hayır der, iki gün, üç gün, daha sonra onun kalbi ve ruhu ‘Yahu benimde kılmam lazım!’ der.
Hocam, her insanın hayatında insanı etkileyen, insana yön veren hocalarımız ve bilim adamları olmuştur. Nitekim sizin hayatınızda da böyle örnek aldığınız ve etkilendiğiniz insanlar olmuştur. Bunlardan bize bahsederimsiniz?
Pek çoğu etkilemiştir tabi. Bunlar içerisinde özellikle Kuran-ı Kerim, hadislerden sonra bizi yönlendiren, etki eden, müfessirlerimiz, âlimlerimiz, hocalarımız veya daha popüler yazan yazar hocalarımız var. Mesela bizim öğrencilik yıllarımızda 1970 li yıllarda işte, Hekim oğlu İsmail, Ahmet Şahin, ondan sonra Yavuz Bahadır oğlu, Ümit Şimşek, Şule Yüksel bunlar gençlik dönemi üzerinde çok etkin olan hocalarımızdı. Gerçekten kitapları, çok gençleri etkiler, teşvik ederdi. Tefsirler içerisinde benim çok önemsediğim ve beslendiğim Bediüzzaman Said Nursi Hz. ve Risale-i Nur külliyatlarıdır. Çünkü bu eserler, Kuran-ı Kerim’in özellikle imani ve tefekküri ayetleri üzerinde bir beyin fırtınası adeta yoğunlaşmış ve Esma-ül Hüsna şerhi diyebileceğimiz eserlerdir. Okuyanlarda tam bir marifetullah dersi olur. Ondan sonra hem kendisinin terakkisine kalben, aklen, ruhen etki eder hem de insanlara bir gayret verir ‘Başkaları için ne yapmam lazım?’ diye. Nitekim namaz hususunda bizim önderimiz Peygamber (a.s.m) dır. Sahabedir ama çağdaş öncülerden kimler var dersek Bediüzzaman Said Nursi H.z ni namaz konusundaki ısrarı, tavizsizliği, derinliği beni çok etkiledi. Öyle bir derinlik ki İstanbul dan Ankara’ya davet ediliyor meclise geldiği zaman ilk yaptığı şey bakıyor ki namaz kılmıyorlar hemen on maddelik namaza teşvik eden bir beyanname hazırlıyor. Gündem dışı bir oturumda da meclis başkanı okutuyor mebuslara Bediüzzaman’da zaten bastırıp dağıtıyor mebuslara. Bir anda onu okuyan altmış milletvekili namaza başlıyor. Benim ve namaz gönüllülerinin yaptığı hizmetin aslında bir örneğidir öncüsüdür. Çünkü onunda hayatında iki şey vardı iman ve namaz her yere her gittiğine onu anlatırdı onu sorardı. Elhamdülillah o güzel örneği uygulamaktan dolayı çok güzel sonuçlar aldık, çok tatlı hizmetler oldu.
Hocam, gençlerle alakalı muhtelif kitaplarınız bulunuyor. Biz İKRA Derneği olarak da gençlere özel ayrı bir birim kurduk. Bu birimde gençlere kitap okutuyoruz. Hocam bizim bu gençlerimize kitap okumanın yararları yâda kitap okumanın tekniklerini bize anlatabilirimsiniz?
Kitap okumada teknikten ziyade bir aşk ve şevk olmalı. İstekli okuma olmalı insanlarda, inşallah o aşk ve şevk varsa önemsemek varsa o zihninde kalır. Kitap okumada en önemlisi kitabı seçmek. İyi bir kitap seçmek, ondan sonra dikkatimizi orada yoğunlaştırabilmek. Bunları yaptıktan sonrada mümkün mertebe ya kitabın üzerine veya başka bir yere notlar alarak, ondan sonra çok daha önemsediği, ihtiyacı olduğuna inandığı yerlerin altını çizerek okumak. Ta ki bittikten sonra tekrar bir, şöyle bir iki defa taradığında o dikkat çektiği yerleri not aldığı yerleri biraz daha önem versin bir daha okusun. Zihninde inşallah o bir yer etsin. Maalesef şu anda okuyucu ne okuyacağını şaşırmış durumda. Her hafta her ay yüzlerce kitap çıkıyor yayınevlerinden. Onun için en güzeli hem yazarlar için hem yayınevleri için kitap çıkarırken biraz daha tekrara girmeden orijinaliteyi esas almaları, öyle olursa okuyucuya da yardım etmiş olurlar inşallah. Okuyan kardeşlerimde buna dikkat etsinler. Birbirinin tekrarı kitaplar var mı veya tekrar bölümleri yine zaman kaybetmeden, ondan sonra tarayarak veya hızlı okuma teknikleriyle geçerlerse daha çok kitap okumuş olurlar.
Hocam peki gençlere nasıl tavsiyelerde bulunabilirsiniz? Mesela şöyle olsa iyi olur, şöyle yapsa daha iyi olur…
Gençlikte en önemli olan hususların belki en başında gelen arkadaş çevresi, en çok dikkat edeceğimiz şey. Onun içinde böyle müminlerden, dini yaşayanlardan, güzel ahlak sahiplerinden, oluşmuş veya güzel idealleri olan gayretleri olan gençlerden oluşmuş bir çevre oluşturmaları lazım ve mutlaka bir hizmet grubu içerisinde bulunsunlar. Bir vakıf, dernek, cemaat, bir ekip içerisinde, sürüden ayrılanı kurt kapar. Cemaat içerisinde olsunlar. Güzelliklerle yardımlaşsınlar inşallah ve çok önemli bir husus mutlaka ideal sahibi olmak. Yani ‘Ben şu alanda şu işi başaracağım. Şunları değiştireceğim.’ Diye bir idealleri olsun. Mesela bizim namaz ile ilgili yaptığımız hizmetler, yıllar önce planlanmış, taa doksanlı yıllardaki ideallerin uygulanmasıdır. Bu günde ideallerin var geleceğe yönelik. İnşallah Cenabı Hak zaman, imkân verdikçe bunlar teker teker uygulamaya konulacak. İdeal çok çok önemli. Arif Nihat Asya’nın dediği gibi “Delikanlım küçük görme kendini!” derya. “Fatih’in İstanbulu fethettiği yaştasın.”teker teker uygulamaya konulacak inşallah. Örneklerimi alırken bizim değerlerimizin dışındaki örnekler değil de, İslam tarihinden kendi tarihimizden çok güzel bir modelleme var. O modellere benzemek ve mutlaka bir şey değiştirmek, yani bizim derdimiz, adımız kalsın değil. ‘Atılır meydan kalır, yiğit ölür, şan kalır’ derler. Şan man değil ama illaki Allah için bir şey yapanın adı kalır. Ama derdimiz ad kalsın değil fakat Cenabı Hakkın huzuruna çıktığımızda, Peygamber (a.s.m.) ile görüştüğümüzde bizi tanısın yani. “Sende şu işi başarmıştın” desin inşallah. “Sende şu iş için çırpınmıştın.” desin. Bizim Allah yolunda atılan bir adımımız, dökülen bir gözyaşımız, efendime söyleyeyim bir terimiz, gerekirse kanımız olsun. Bu ideallerle inşallah yola çıkalım. Ta ki kendimizi ucuza satmayalım. Gençlik büyük bir fırsat, büyük bir sermayedir. Bakın Peygamber (a.s.m.) ın etrafındaki insanların çoğu gençtir. Her biri onbeş yaşında, on sekiz yaşında, yirmi yaşında yirmi beş yaşında filan gibi delikanlılar O’nun etrafında pervane gibi dönmüşlerdir. Büyük inkılâpların, büyük davaların önünde omuzlayan yine gençlerdir. İşte Fatih Sultan Mehmed. Yani yirmi yaşındaki gençlerle şöyle bir yan yana koyalım onu. Toprağın planını kendisi yapan ondan sonra yedi dil bilen, şiir yazan, ilim, irfan, hadis, Kuran, tefsir, o alanda bilgisi olan, yirmi bir yaşında Ayasofya’da imam olan, bak hocalarına imam oluyor. İmamlık yaptırıyorlar ona ve üç kez tekbiri alan, niçin üç defa tekbir ettin dediğinde ‘Ancak üçüncüde Kâbe yi görebildim’. Tekbir aldığında Kâbesiz namaz kılmayan bir zaat yirmi bir yaşında. Onun için bizimde gençler olarak bir şeyleri başarmak, bir şeyleri değiştirmek, kötü gidişe dur demek, iyilik adına da bir şeyler yapmak ideali içerisinde olmamız, bu konuda hatta fedakâr olmamız, yemin etmemiz lazım. ‘Yapacağım onu!’ dememiz lazım.
Hocam derneğimiz çatısı altında hanımlarda Çalışmalar yapılmaktadır. Ailece yapılan çalışmaların öneminden bahseder misiniz ?
Bizim davalarımızın modelleri, örnekleri peygamberlerdir. Peygamber (a.s.m.) islamın ilk geldiği günlerden itibaren son nefesini verdiği güne kadar ailesi ile hizmet vermiştir islama. Mutlaka onlar imana, islama hizmetin bir ucundan tutmuş, ya arkasında destek olmuş veya omuz omuza koşmuştur Peygamber (a.s.m.) ile. Hz. Hatice validemizden Hz. Aişe, Hz. Fatıma dan efendim damadı Hz. Ali ye kadar böyledir. Yine diğer nebiler aileleri ile hizmet etmişlerdir. Hz. İbrahim, Hz. Senam, ondan sonra oğullarıyla beraber Hz. İsmail, İshak, hanımları ile beraber İslama hizmet etmiş. Bir çok Allah dostu mutlaka ailesi ile oğulları ile kızları ile damatları ile hizmet etmiş, bizimde ailemiz diyebiliriz ki ‘Son kalemiz, Son sığınağımız. ’ orayı da kapmak için çırpınanlar var. Televizyonu ile gazetesi ile efendim dergisi ile bir şekilde ailemize sızıp, efendim bilgisayarı ile, interneti ile cep telefonu ile ailemizi de çökertmek için çırpınanlar var. Bunlara hem fırsat vermemek hem de karşı atağa geçip ondan sonra imani İslami hizmetler ile omuz omuza çalışmamız lazım. Hanım kardeşlerimiz erkekler ile at başı gitmeliler ve gidiyorlar zaten. Ancak bu tür hizmetlerde sosyalleşirken asla iffetimizi, ciddiyetimizi, ağır başlılığımız, nezaketimizi heba etmememiz lazım, yara almaması lazım onların. Dinimizin gerektirdiği bir ciddiyet bir ağırbaşlılık, bir ahlak hüküm sürmeli. Yoksa o güzelliği o seviyeyi eğer koruyamazsak yaptığımız hizmetler heba olur. Peygamber (a.s.m.) zamanında, Esman-bin Rezid (r.a) gelir, efendimize bir soru sorar, ‘Ya resulullah’ der. ‘Erkekler bizi geçtiler, onlar cihada gidiyorlar, onlar Cuma ya, birçok hayır hasenat yapıyorlar. Biz yapamıyoruz.’ Peygamber (a.s.m) “Siz kadınlar eğer iffetinizi muhafaza etseniz, kocanızın emanetlerine sahip çıksanız, namazlarınızı da kılsanız, onların yaptıkları tüm salih amellerin bir mislide onlarınkinden eksilmemek şartıyla size de verilir.”böyle bir güzellik var. Onun için hanım kardeşlerimizin birinci görevi, din yolunda, salih amel yolunda çırpınan kocalarına destek olmak. Çocuklarını eğitmek, çok büyük bir görev. Erkeğin arkası sağlam olmalı ki cesaretle ilerleyebilsin, sağlam olmazsa yapamaz. Hanım kardeşlerimiz bu desteği verir. Evimizin bu tür çocuk eğitimi vs. işlerinden arta kalan zaman varsa ki olur onuda İslami hizmetlerle inşallah harcamak lazım.Dizilerin tiryakisi olmak yerine efendim bir çok boş şeyle meşgul olmak yerine İslami hizmetlerle meşgul olmak lazım.
Yazan : İkra yayın birimi

